Sevda Sözleri

Keşke birini tam kaybetmeden, ona olan tüm sevgimizi haykırabilsek.
Senin bir havan var beni asıl saran o. Onunla daha bir değere biniyor soluk almak.
Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor, nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini…
Seni olduğun gibi seven insan için iyi gün kötü gün yoktur. Ne zaman yanında olması gerekiyorsa o zaman yanında olur.
Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum… Yıkadılar aldılar götürdüler, babamdan ummazdım bunu, kör oldum!
Adresim oldun benim. Biliyorsun bunu değil mi? Alınyazım oldun. Korka korka çaldım kapını. Ne yapayım sevdim seni… Sensin artık ne varsa…
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu iki kere öpeyim desem üçün boynu bükük…
Yalnızlık bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.
Yaşayanlar seven sevene dünyada, biz öldüğümüzle kalmıştık. (üvercinka)
Garson şarap getir, garsonun hali harap.

Saat 12\’den sonra her içki şaraptır.
Üzülme değmez sözünü duymaktan sıkıldım. Değmeyenlere zaten üzülmem. Üzüldüğüm şey; değmeyenlere yüreğimin değmiş olması.
Hayatımı, başka hiçbir hayatla değiştirmek istemediğime göre demek ki mutsuz değilim.
Ki ben; senin ilkokul yıllarında durmadan yere düşürdüğün kurşun kalem gibiyim, dışı sapasağlam, içi paramparça.
Düşenin dostu olmaz der kimileri. Sanki ayakta olanın dostu çokmuş gibi.
Seni gönülden seven insan için iyi gün kötü gün yoktur. Ne zaman yanında olması gerekiyorsa o zaman yanında olur.
Cevap veriyorum zamanla her şey geçer diyen akıllılara; geçen tek şey zamandır anlayan, anlatsın anlamayanlara.
Belki o her şeye değecek kadar değerli senin için ama sen de, onun için kendini hiç edecek kadar değersiz değilsin.
Yokluğunda bir kuş sütü eksik. Yalnızlığım ve ben seni çok bekledik.
Hep kazanırsın ey çözümsüzlük!

Hayat benimse eğer kimse karışamaz ve biliyorum ki herkesle dost olunmaz. Aşka gelince bir kere sevdim işte, bir daha işim olmaz.
Kim istemez ki mutlu olmayı, ama mutsuzluğa da var mısın?
Bir çeşmeye koşar gibi koşuyorum sana. Anlasana!
Ne kadar silersen sil, ya yırtılır defterin yada izi kalır cümlelerin.
Kimseyi suçlama, suçlanacak biri varsa o da sensin. Sonuçta o sana küçük bir umut verdi, sen ise ona her şeyini verdin.
Ölüm mü, bir gölün dibinde durgun uykudasın. Denizler? Tanrılar karıştırır durur denizleri…
Neden yorgunsun sorusuna cevap aramaktan ve bunu sormasınlar diye gülümsemekten yoruldum.
Biz hepimiz yeni kalmak istedik. Bizim için yenilik, öbür öğelerden baskın bir öğe oldu hep.
Gider gibi yapmadım ben, ya kaldım ya gittim. Sen ise kalır gibi yaptın, ama gittin ve ben bittim.
Unutsun beni demişsin, bu bana imkansız geliyor. Çünkü unutmam için önce seni hatırlamam gerekiyor.

Uğraşmayı bırak artık dünle ve dünündekilerle. Bir de hep yanında olanlarla yarına bakmayı dene.
Hani çok su verince ölürmüş ya çiçekler, birisini de çok sevince bırakıp gidiyormuş meğer.
Niye mi koşarsın böyle ufka doğru. Pir Sultan mı ısmarladı seni, Kızılırmak’tan öte Sivas’a doğru.
İki kişiyi birden severdim, karnemde sevinç bir aşk iki.
Kuşlar toplanmış göçüyorlar; keşke yalnız bunun için sevseydim seni…
Ben nerede bir çift göz gördümse tuttum onu güzelce sana tamamladım. Sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu. Bir bunun için yaptım…
Yürüyor muyduk, Yoksa bir doğa parçasının Altını mı çizdiriyorlardı bize?
Beklentin ne kadar çok olursa, o kadar kırılıyorsun.
Önce sevdiğiniz terk eder sizi, arkasından uykunuz. Sonra ne sevdiğiniz gelir geri, nede uykunuz.
Kimse beni sevmiyor” diye bağırdım… Annem: “ben daha ölmedim” dedi.

Midem bulanıyor bozuk süt içmiş gibi; ama bir şey içmedim. Sütü bozuk insanlar bulandırıyor midemi.
Küçükken aldığım dışı güzel, İçi hep çürük çıkan elmalı şekerler gibisin. Aranızdaki tek fark; o elmalı, sen ise el\’malı.
Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü; Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez.
Göz göze gelebilirseniz, ipi kopmuş bir uçurtma, hızla uzaklaşır bakışlarından.
Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım, bu böyle pek de kolay değil gerçi…
Öyle bir sihirbazdın ki; beni bile kaybettin.
Sesinde ne var biliyor musun ev dağınıklığı var. İkide bir elini başına götürüp, rüzgarda dağılan yalnızlığını düzeltiyorsun.
Akıla gelen, başa gelir diyorlar ya, yalan! Öyle olsa, milyonlarca sen düşerdi başıma.
Şurda \’senin gözlerindeki o bakımsız mavi’; güzel laflı İstanbullular…
Daha nen olayım isterdin, onursuzunum senin!

Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka, keşke yalnız bunun için sevseydim seni…
Kehanet adlı kısacık bir şiir buldum. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
Gitmekle gidilmiyor ki… Gitmekle gitmiş olamazsın; gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır.
İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman, ancak parmak uçlarıyla değebilen iki kol.
Okyanusta ölmez de insan, gider bir kaşık sevdada boğulur.
…ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti çünkü iki kişiydik.
Aşklar da bakım istiyor, öğrenemedin gitti…
En koyu yalnızlık bile bir tanığa ihtiyaç duyar.
İnsanın başına ne gelirse merakından gelir demiş eskiler. Baktım olmuyor. Ben seni merak edeyim, sen de geliver.
Bazen diyorum ki; Ne olacak söyle gitsin. Sonra diyorum ki; Söyleyince ne olacak? Sus bitsin!

Yazar: Makinist

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir